Harun'un babası Miras Bey oldukça zengindi. Varlıklı bir aile oldukları için Harun'a özel ders aldırıyorlardı. Üstelik bilinen en iyi ve en pahalı hocalardan. Ne var ki Harun'un derslerinde herhangi bir ilerleme olmuyordu.

Babası oldukça endişeleniyordu. Acaba oğlunun zekâsında mı bir problem vardı? Çünkü en iyi hocalar ders veriyor ve bir taraftan da bilinen en iyi okula gidiyordu. Okuldaki kaliteli olduğu varsayılan eğitime ve en iyi özel hocaların verdiği derslere rağmen dersler aynı gidiyordu. Babası gibi Harun da bu işe şaşkındı. Babası, "Senin üstün zekâlı olabileceğini tahmin ediyorum, bir ölçtürelim." diyerek zekâ testi yaptırdı. Ancak testin sonuçları şaşırtıcıydı: Harun'un zekâsı normaldi, ne üstün zekâlıydı ne de düşük zekâlıydı. Peki okuldaki sıradan performansının kaynağı neydi? Miras Bey, üniversitede hoca olan arkadaşı Bilge Bey ile sohbet ederken durumu anlattı. Bilge Bey de Miras Bey'e "Yeterince ödeme yapmıyorsunuz da ondan." dedi. Miras Bey, "Ne diyorsunuz? Çocuğu en pahalı okula gönderiyoruz, en iyi hocalardan ders aldırıyoruz. Bir de rüşvet mi vereceğiz?" diye sitem etti. Bilge Bey ise iddiasında ısrar etti: "Hayır, Miras Bey. Siz parayla ödeme yapıyorsunuz; ama oğlunuz zaman bedelini ödemiyor. İstediğimiz sonuçlara ulaşmak için "zaman" cinsinden ödeme yapmak gerekiyor."

**

Eski iki mahalle arkadaşı yıllar sonra sohbet ediyordu. Vezir ile Vaat sohbet ederken söz kendilerine geldi. Vaat dedi ki: "Ya yıllarca seninle aynı okullara ve hatta aynı sınıflara gittik. Hocalarımız aynıydı, ama sen üniversite sınavında birden arayı açtın. Sen ülkemizin en fiyakalı üniversitesine gittin, bense İstanbul'da sıradan bir üniversiteye gittim. Sonra iş hayatında da senin önün açıldı. 30 yaşıma geldiğimiz günlerde, biraz seni ve kendimi analiz ettim. Okul yıllarında belki ben de senin gittiğin üniversiteye gidebilirdim; ikimiz de kapasite olarak çok farklı değildik gibi geliyor bana. Ama ne var ki, aramızdaki en önemli fark şuydu: Sen okulun zaman bedelini ödemiştin. Bense ödememiştim. Sen günde 300 soru çözerken, ben ancak okulda ve dershanede gördüğüme hiçbir şey eklemeden geziyordum."

**

Baz bir bisiklet ustasıydı. Bisiklete ters binebiliyor; bisikletle merdiven inebiliyor; bisikletle giderken bir elinde içecek, diğer elinde bir sandviç karnını doyurabiliyordu. Bazen bisikletin önünü kaldırıp sadece arka tekerleği üstünde yüzlerce metre gidebiliyordu. Mahallede onun bu hünerlerine hayran küçük bir çocuk vardı. "Baz ağabey, ben de senin gibi bisiklete binmek ve senin yaptığın bu numaraları yapmak istiyorum." dedi. Baz cevap verdi: "Bedelini zaman cinsinden ödemen gerekiyor. Yani bisikletin üstünde o kadar çok zaman geçireceksin ve bu hareketleri yapabilmek için çalışacaksın ki, sonunda bisiklet vücudunun bir parçası gibi olacak; o zaman bisiklete ters de binersin, bisiklet sürerken üç top da çevirirsin."

**

Ünlü bir yazar bir özel okulda konuşma yapıyordu. Özgeçmişi okunduktan sonra sıra dışı bir şey yaptı: "Konuşma yapmak yerine, sorularınıza cevap vermek istiyorum. Böylesi daha yararlı oluyor. Merak ettiklerinizi öğreniyorsunuz." Öndeki öğrencilerden biri hiç beklemeden elini kaldırdı: "Özgeçmişinizi dinledik. Hayatınız özel okullarda geçmiş. Liseniz, üniversiteniz, lisans dereceniz ve hatta doktoranız dahi özel okullarda. Sizin başarınızı bu okullarla açıklayabilir miyiz? Yani ben de sizin gittiğiniz okullara gitsem, ben de sizin gibi ünlü ve başarılı bir yazar olabilir miyim?" Yazar şöyle cevap verdi: "Sizin için yorum yapmam zor. Ama kendim için söylemek isterim ki, bu okullar ve bu okullardaki eğitimcilerimin bana çok faydası olmuştur. Ne var ki, bu okullarda arkadaşlık ettiğim arkadaşlarım benim gibi yazar olmadılar. Ben bir yazar olmak için on binlerce kitap okudum, binlerce sayfa yazdım ve bunların çoğu da yayımlanmadan çöp kutusunu boyladı. Bu iş için zaman harcadım. Üç dört yıl yatağa bile gitmeden sandalye üstünde uyuklayarak çalıştım. Diğer bir deyişle yazar olmak için ödemem gereken bir bedel vardı ve bu, özel okulların bedeli değil. Bu bedel zaman cinsinden bir bedeldi ve sanırım bu bedeli ben hâlâ ödüyorum."