Yapılan deney ve incelemelerde 7-8 gün uyanık tutulan insanların birçoğunun algılama ve tepkilerinde radikal bozulmalar olduğunu gösteriyor. Bilim adamları uyuma sırasında özellikle hafızanın kendini bir türlü düzenlemeye tabi tuttuğunu düşünüyor. Tıpkı bir kütüphaneye yeni gelen veya okumak için raflardan indirilmiş kitapların kütüphane kapandıktan sonra raflara yerleştirilmesi gibi yeni gelen bilgiler de gözlerimizin kepenklerini indirdikten sonra beynin raflarına yerleştiriliyor. Dağınık bir oda insanı nasıl rahatsız ederse dağınık bilgiler de insanın aklını rahatsız ediyor olabilir. Ne var ki, uyku bundan daha fazlası olsa gerek. Yeni bir şey söylemeyeceğim, hepinizin bildiği ama bilim adamlarının bilimsel olarak tam söyleyemediği şekilde uyku sırasında dinleniyoruz.

İlginç olan şey, ne kadar sık dinlendiğimiz. Normal bir insan 365 gün boyunca uyumadan/uyku ihtiyacı duymadan bir tek gün bile geçirmiyor. Bundan daha ilginci de kış uykusu gibi bir uykuya yatmıyor olmamız. Ayrıca koma durumu dışında 15 gün sürekli uyuyan kişi de yok. Bütün bu uyku olgusundan dinlenmeyle ilgili ne ders çıkarabiliriz?

Yaz ayları gelince insanlar tatil planları yapmaya başlıyor; gazeteler tatil alternatifleriyle doluyor. Gezmeyi ve keşfetmeyi çok seven birisi olarak, turizmin toplumsal faydalarını biliyorum. Ne var ki, geleneksel tatil anlayışının yeniden sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Sorgulanması gereken 3 şey, tatilin süresi, sıklığı ve içeriği.

Bir haftalık, 15 günlük ya da bir aylık tatillerin insana bir dinlenme sağlamak yerine tam tersi yorgunluğa yol açma ihtimali vardır. Özellikle otellerde ya da tatil köylerinde yapılan tatillerde her gün aynı şeyler tekrar edilir. Yemek ye, denize/havuza git/açık büfede kuyruk bekle/plajda yer kap/restoranda masa kap/garsonla kavga et. Yazlıklarda da benzer versiyonlar vardır. Anneler için kahvaltı hazırla/yemek hazırla/sofrayı topla/bulaşık yıka/çamaşır yıka/çay yap/karpuz kes. Çocukların ve eşlerin de kendilerine göre yine her gün kendilerini tekrar eden 'mesai' şeklinde dinlenmeleri vardır. Yazlıklarında ev işlerini yapmaları için ücretle kadın çalıştıranlar bile, içleri rahat etmez ve evin işinin en az yarısını yine kendileri yapar. Bir iki gün için bu ortam değişikliği, güneşle, denizle ya da yaylayla buluşmak insanın ruhuna bir miktar dinginlik verir, ama sonra bıkkınlık vermeye başlar.

Uykudan hareket edecek olursak insanın tatil ihtiyacı, yılda bir hafta ya da on beş gün değil, daha kısa süreli ama çok daha fazladır. Sağlıklı bir zihin için ihtiyaç duyulan yıllık tatil sayısı yaklaşık 20 defa 2'şer gündür. Diğer bir deyişle üç haftada bir değişiklik ihtiyacı vardır. Şehir yaşantısının stresi, bir yıl boyunca bekletilirse kişide patlama yapabilir. Nasıl her gün uyuyorsak, üç öğün yemek yiyorsak, dinlenme ve ortam değişikliği için de kendimize/ailemize daha sık zaman ayırmalıyız.

Tatilin içeriğine gelince, otel ve yazlık tatillerinden vazgeçerek keşif tatillerine odaklanmalıyız. Öncelikle yurtiçi, imkan olursa yılda bir-iki kere de yurtdışı tatili düşünebiliriz. Keşif tatillerinin en büyük özelliği birbirini tekrar eden iki gün olamamasıdır. Kars'ta ya da Kastamonu'da geçireceğiniz iki gün birbirini tekrar etmez. Özellikle şehir keşiflerinin en güzel yanı, birçok şehrin en güzel köşelerinin iki günde görülebilir olmasıdır. Üstelik şehir keşiflerinin toplam maliyeti beş yıldızlı otellerde yapılan tatillerden çok çok daha ekonomiktir. Üstelik güneş kremiydi, mayoydu, açıldıydı, boğulduydu derdi olmaz. Yerli insanlarla sohbet etme ve tanışma şansı da olur. Üstelik her şehir keşif gezisi, tarihimizi ve uygarlık tarihini öğrenmek, Allah'ın sunduğu güzellikleri keşfetmek için de bir fırsattır.

Bu içerik alıntıdır.
Yazar: Melih Arat
Kaynak: Zaman