KENDİMİZ OLABİLMEK

İnsanoğlu ilk çağlardan beri hep diğer insanlarla etkileşim içerisinde bulunmuştur. Tarihin ilk evrelerinden itibaren uygarlıklar çevrelerinde bulunan diğer uygarlıklardan birçok şeyi alarak, uygulayarak kendilerini geliştirmişlerdir. Doğrusu da budur zaten… Her yeni keşfedilen şey, daha önce bulunmuş bir yeniliğin üzerine inşa edilmiştir. Her şeye sil baştan başlamak zaman ve enerji kaybına sebep olur. Bu nedenle bilimsel gelişmeleri ve teknolojiyi yakından takip etmek gerekir.

Başka insanlardan, başka milletlerden alınan şeyler bizi ne kadar değiştirmekte ve ne kadar bizi biz olarak bırakmaktadır?

Gelişimle taklitçiliği birbirinden ayırmak gerekir. Başka insanları, başka kültürleri tümüyle taklit etmek kendimize, değerlerimize ve kültürümüze bir ihanet olur. Bu kendi kimliğimizi ve şahsiyetimizi ortadan kaldırır.

Günümüz sosyal psikolojisine girmiş bir kavram vardır: Mankurtlaşma…
Mankurtlaşma,”sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma“ olarak tanımlanmaktadır.

Kırgız Yazar Cengiz Aymatov ‘Gün Olur Asra Bedel’ isimli romanında ‘mankurt efsanesini’ anlatır. Mankurt işkencesi şöyledir: Önce esirin başı kazınır ve saçları tek tek kökünden kopartılır. Bu esnada bir deve kesilerek, boyun derisi parçalara ayrılır. Esirin kan içindeki kafası bu deri parçalarıyla sarılır. Tutsak bu işkence ardından günlerce aç susuz kızgın bozkır güneşi altında bekletilir. Deri güneşte kurudukça basınç uygular. Ya ölecektir, ya da hafızasını tamamen yitirecektir. İşkence dayanılmaz bir acı verir. Kazılan saçlar büyümeye başladıkça dışarı çıkamayarak, esirin başına batar. Tutsak başını yere vurmasın diye kütüğe bağlanır, elleri ve ayakları da bağlanır. Bu işkenceye dayanamayan tutsakların bazıları ölür. Bazıları da mankurtlaşır.


Mankurt işkencesine uğrayarak geçmişini hatırlamayan genç ve güçlü adam artık bir mankurt olmuştur. İstenilen her şeyi yapmaya başlar. Bilinçsizdir! Zihni yeniden inşa olmuştur. Benliğini yitirir. Aslını unutur. Geçmişe dair bir şey hatırlamaz. Mankurtlaştırılan kişi kendisini mankurtlaştıranları efendi bilerek, onlara adeta tapar, adını unutur, soyunu unutur, anasını babasını bilmez, çocukluğunu hatırlamaz.

Mankurtlaşan kişi, yalnızca hayvanî bir itaat içerisindedir. Efendisinden başkasının sözünü dinlemez. Midesinden başka bir şey düşünmez. Onun için bedeninin gereksinimleri çok önemlidir. Ayrıca efendisi tarafından ağır ve kirli işlere verilir.

Mankurtlaşan kişi, içinde yaşadığı toplumdan uzaklaşır ve yabancı himayesine girer. Kimliksizleşir. Yabancılaşır. Dostunu düşmanını bilmez. Mankurtlaşmak, yabancılaşmaktır. Mankurt, sorgusuz sualsiz bir şekilde teslim olur. Mankurt düşünmez. Başkaları düşünür ve onu yönlendirir.

Yaşayışımızda, dilimizde, kılık kıyafetimizde, gelenek ve göreneklerimizde kendi kültürümüzün izleri görülebilmelidir. Şablonculuk, kopyacılık tek tip olmaktan öte işe yaramaz. Bizi ve milletimizi kimliksiz ve kişiliksiz kılar. Kimliksiz ve kişiliksiz toplumlar sömürülmeye, aşağılanmaya mahkûmdur.

Kendimize, bizi biz yapan değerlerimize, kültür zenginliğimize inanmak ve güvenmek elzemdir. Bu, bizi ayakta tutacak, diri ve güçlü kılacaktır. Gelişmek ve ilerlemek ancak bu şekilde sağlanabilir.

Tarihimize bakarsak, kimliğimize ve değerlerimize sahip çıktığımız zamanlarda geliştiğimizi, tüm dünyada nam saldığımızı, ne zamanki salt taklitçilik yaptığımız, işin kabuğunda kaldığımız zamanlarda hem itibar hem de toprak kaybettiğimizi görürüz.

Özenti, taklitçilik kendimize, kimliğimize güvensizlikten doğar. Gençlerimizin dinlediği müzik, yaşam tarzları, kullandıkları dil kültürümüzden oldukça uzaktır. Bu anlamda milli eğitim sistemimiz yetersiz kalmaktadır. Çevrenin, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkileri yadsınamaz.

Artık kendimizle, değerlerimizle barışmamız gerekmektedir. Uluslar arası müzik yarışmalarında bile ülkemizin yabancı ve bizi yansıtmayan eserlerle temsil edildiğini görüyoruz. İlkelerimiz, prensiplerimiz, değerlerimiz hiçe sayılarak, etik olmayacak yöntemlerle kazanılan başarı, başarı değildir.

Kişi ve millet olarak varoluşumuz kendimiz olmakla mümkündür. Ancak bu şekilde geleceğe güçle ve umutla bakabiliriz.